Firavun İmanı --Tarık Buğra] Kitap Yorumu
Firavun İmanı --Tarık Buğra Kitap Yorumu
@endulusokur gönderisi için tıklayınız
Düşünmeli, hareket etmeli, vatanperver olmalı ki çocuklar yaşam diye bir şey olduğunu öğrensin. Cephede kazanılan savaşı masada da vermeli, çok çalışmalı, uyanık olmalı, aldanmamalı, aldatılmamalı…
"Ulu imparatorluğun kaybı, çarşı pazarların kaybı, evlerin, tarlaların kaybı, tek tek tek insanların kaybı. Her doğum sanki bir kayba mahkûmiyetti ve kayıplar dünyasına oluyordu ve milletler tarihinin az gördüğü bu dram sürüp giderken anavatan, aile ocağı saldırışların en katiline, en gaddarına uğramıştı." Kurtuluş ümide ile sağ kalan milletin, bazısı cephede tüfekle ve mermiyle düşmanla savaşırken; bazısı mecliste, Ankara’da -bozkırda- fikirlere, ajanlara, münafıklara karşı savaşır olmuştu. Bedenleri Ankara’da iken ruhları Sakarya’da, İzmir’de savaştaydı, cephedeydi.
Bir de bütün bu iyi niyetin tersine aldananlar, göz yumanlar, bile bile lades diyenler var. Tüm bunları bilerek, planlayarak, gururla yapanlar, yani Ali Yusuf’lar var… Vatanın tüm evlatları aynı amaç -kurtuluş- için at koştururken aralarındaki bu büyük ayrımın farkı; aynı amaca farklı çıkar için koşmalarından kaynaklanıyordu. Ali Yusuf gibileri zaferden para, mülk, şöhret kazanma derdinde iken; Hüseyin Avni, Akif gibileri ise bu Müslüman-Türk devletinin bekasının çıkarını düşünür, onun için hareket eder, çalışırdı.
Onlar bir yandan şaşkınlıkla gelişmeleri izlerken bir yandan da "İyi ama mübarekler, tanımadığınız, bilmediğiniz için kırk paranızı emanet edemeyeceğiniz adamlara nasıl oluyor da kafanızı, düşüncelerinizi emanet edebiliyor, kendinizi emanet edebiliyorsunuz?" diye birbirlerini ikaz eder, doğruda direnir, inanır, umut eder, çalışırlar. Onlar zor olan görevi üstlenirler. İyi niyetleri ve vatanseverlikleri hakkında uydurulan iftiralarla zaman harcamayıp durmadan, hız kesmeden direnişe devam etmeliler.
Peki nedir bu aynı vatanın çocuklarındaki çıkar farkının kaynağı? "Bir defa yaşanacağını bilmek -bu herkesin gözüne batan hakikati bilmek- kimini deli ediyor, yardakçı, yüzsüz, yüze gülücü veya iki yüzlü ediyor, kinci ediyor, zalimleştiriyor, köpekleştiriyor; kimini de aynı hakikat, ama sırf bu hakikat hoşgörür yapıyor, dürüst yapıyor, şefkatli, yardımsever, vefakâr ve yiğit yapıyordu." İşte tüm zıtlıkların nedeni budur.
Gün günü kovalarken, asker de düşmanı -Yunan’ı- bir bir vatandan çıkarıyorken mucize haberler de meclise ulaşmıştı. Hüseyin Avni’nin İzmir Kadifekale’de çay içme hayali bir kez daha canlanmıştı ki meclis "Bu büyük, eşsiz zaferi, bu Cumhuriyet'i ne yapacağız?" sorusuyla çalkalanmaya başladı.
Zaman, yıkılışta ve kuruluşta meydana çıkan yağmacıların zamanıydı! El üstünde tutulmaya başlanmıştı o süslü sözlere sahip yağmacılar. Devlet içindeki en samimi olanların sonunu getirmek için durmadan canla başla çalışıyorlardı. Ve o samimi yüreklerden biri, Hüseyin Avni, en ufak bir suçu, kastı dahi olmadığı halde hapis hayatıyla karşılaşıp günlerini hapiste geçirmeye başladı.
İzmir Kadifekale’de çay içme hayali ile yanıp tutuşan Hüseyin Avni’nin Hakk’tan ve adaletten kaygısı yoktu. Çıkacağına inanıyordu. Çıktığında ise önünde yepyeni bir yaşamla karşılaştı, alıştığının tam zıddı. Ancak onu ayakta tutan tek kuvvet İzmir’i görmek iştiyakı, İzmir hasreti değil miydi? İzmir yüzünden değil miydi çekilmekte olanlar ve çekilecekler? İzmir kurtuldu, Türkiye kurtuldu ya, gerisi laftı. Koca Akif, can Akif ne söylemişti? Hüseyin Avni dert çekmeye mahkûmdu, o çekecekti ve o çektikçe tüm derdi, Akif daha çok kıskanacaktı.
Ve evet asıl savaş zaferden sonra başlayacaktı.
@endulusokur
Yorumlar
Yorum Gönder